İstanbul’un en hareketli sahil şeridinde, Pendik Sahili’nde kendimi tamamen hissettim. Marmaray’ın sesi kulaklarımda, Viaport’un ışıkları karşıda, ben ise yat limanına bakan bir otel odasında seni bekliyorum. Tenim güneşte hafif ısınmış, nemli havada kayganlaşmış, dudaklarım tuz tadı taşıyor. Gel de o tuzu birlikte tadalım.
Kendimi sana teslim etmek için acele etmiyorum; önce uzun uzun öpüyorum, sonra yavaşça aşağı iniyorum. Göğüslerim avuçlarına tam oturuyor, kalçalarım teninin altında titriyor. Yatak çarşafları ıslak sesler çıkarıyor, nefeslerimiz aynı ritmi tutturuyor. İstersen pencereyi açıp sahil seslerini de katalım, istersen ışıkları kısıp sadece teninle ilgileneyim. Senin ritmini keşfedene kadar durmayacağım.
Pendik’ten ayrılmak istemeyeceksin; çünkü bir kere tatlı, ıslak ve derin bir teması tattıktan sonra her şey daha az tatmin edici geliyor. Saatler geçerken seni daha fazla istemene neden olacak bir geceye hazırım.
